23 Haziran 2009 Salı

KPSS VE BAŞ DENETÇİ BEN...


Bu hafta sonu KPSS var. Umudum olmasa da babacığımın gönlü olsun diye giricem sınava. İnşallah bi sürpriz olurda bi yerler tutar ama hiç sanmam.

Bu aralar bi de baş denetçi eğitimi davası var. Bursada 6-10 temmuz arasında. İşe yarar gibi görünüyo. Araştırmalarım bu doğrultuda sonuç verdi. Ama eğitim çok pahalı 550 dolar+kdv. Uff bu kısmı işte biraz düşündürüyor. Gerçi canım annem bi kolayını buluruz dedi ama bakalım. Bide iş yerinden izinimi kesmeden yollasalar süper olacak. Allahım bi kere de ben şöle tırmalamadan işler yoluna girse ne var? İlla ki uğraş, didin, umudun kırılsın. Hayır çalışmayı seviyorum ama sonunda yeterki işi bozacak bi durum çıkmasın...

22 Haziran 2009 Pazartesi

HAVUZ KEYFİNİ KAÇIRAN HAFTA SONU

Cumartesi iş yerinden arkadaşlarla havuza gidecektik. İlk satışı arkadaşlardan biri bikaç gün önceden yaptı. Ardından beraber gideceğim arkadaşın annesi evine ziyarete geldi. O arkadaşta gelemedi.

Pazar günü patronlar tesisi ziyarete geldiği için mesai yaptık öğlene kadar. 2 saat falan çıplak güneşin altında dımdızlak bekledim. Tepeme güneş geçti iyice ve havuz olayı aklıma düştü yine. Sibel ablayı aradım havuza gidelim diye . Tamam dedi, eve uğrayıp mayomu bile giydim kıyafetlerimin altına ve doğruca dayımlara gittim. İki saat kadar hangi havuza gitsek muhabbeti:) Sonrasında büyük bir hayal kırıklığı. Onlarda satışa getirdi. Ve ben "havuuuuzzzz havuuuuuzzzz" diye inleyerek haftasonunu geçirdim. Off ya ben de yüsmek istiyorum...


Ben tırmalarken Canolar gitmiş bile havuza. Ne kıskandım ama. Çok güzel bi yermiş walla. Bayıldım.

"AQU" ya gideliiiiimmmm.

18 Haziran 2009 Perşembe

SU İSTİYORUM

Acayip sıcak buralar, günün çoğu sahada geçince iyice bunalıyor insan. Havuz, deniz ne bileyim işte su istiyorum. Şöyle serin serin yüzmek istiyorum. Damla sakızlı buzlu capuccino istiyorum. Cafe Crown süper yapıyo...

Ya da sahadayken soğuk bi su olsun istiyorum.


SEBASTIAN SU GETİR DİYORUM!!!

15 Haziran 2009 Pazartesi

DİYET VE SPOR

Hayatımda bunlardan daha yabancı kavram yoktu desem yeridir. Üniversiteyi 58 kiloda bitiren bir kızım. Üstelik kemiklerim iri olduğundan 58 kiloda bile filinta gibiydim. Ancak alınan artan yaşın ve yenilen koca koca ekmeklerin sayesinde kilo problemini ben de ziyadesiyle yaşamaya başladım. Kilo aldığımı ilk hatırladığım dönem Ankarada Yüksek lisans yaptığım dönemdi. O zamanlar can sıkıntısından ne bulursam yemeyi adet haline getirmiştim. Bu işe ilk başladığım zaman 63 kilo idim ve 1 sene sonraki periyodik muayenede ise bilin bakalım kaç? Tam 78 kilo... Tabi ilk duyduğumda ben de inanamamıştım. Ve işin garibi o gün tartıya çıkana kadar da hiç farketmemiştim.


Acı gerçekle yüzleşmeye karar verip geçen hafta spora ve diyete başladım. Spor işin zevkli kısmı.; diyetse tam bir işkence. Hele benim gibi hayatta en zevk aldığı şey yemek yemek olan birisi için. Neyse 1 hafta sonunda tartım gösteriyorki 3 kilo vermişim. Gerçi hiçbi yerimden belli olmuyor ama bilimsel bir gerçek işte:)

Buarada Cano uzun zaman önce söz vermiştim sana leopar resmimi yollayacağım diye. Aslında çok bi leopar havası da kalmamış ama. Hadi öptüm şekerler, İŞ vakti...

Umarım buraya bigün sağlıklı bir şekilde artık 55 kiloyum yazabilirim. OH MY GOD!

HAFTASONU CUMALIKIZIK GEZİSİ

Haftasonu bir pazar gününü değerlendirmek maksadıyla CUMALIKIZIK' a gittik. Cumalıkızık şu meşhur dizi Kınalı Kar' ın çekildiği köy. Diziden sonra baya bir ün kazanan köyde bir çok eski ev var. Birkısmı da restore ediliyor.





Köyün ünlenmesinden sonra köy meydanında köy pazarı kurulmaya başlanmış. Pazarda en başta çilek, ahududu, bunlardan elde edilen reçeller, kurutulmuş otlar ve yöresel ekmek ve çörekler satılıyor. Köyde bulunan hemen hemen her evi bir şekilde turizme açmışlar, kadınlar gözleme yapıyor, kocaları ayran getiriyor falan. Ancak bizim gittiğimiz yerde yapılan gözlemler berbat ötesiydi. Hayatımda o kadar kötü gözleme yemedim desem yeridir.






Köyde yetişen ahududu ve çilekleri dallarında görmek mümkün. Tamamen doğayla iç içe...



Gezinin en güzel kısmı bu şirin köpekti, gözleme yerken yanımızdan ayrılmadı, kuzen Burak kendi mantısını ve cipslerini bu şirin köpekle paylaştı.

08 Haziran 2009 Pazartesi

ŞİŞKOOOO


Çok sıkılıyorum bu aralar. Özellikle haftasonları tam bir kabus benim için. Boş kaldıkça bişeyler yemek istiyorum; sırf zaman geçsin, sıkıntım azalsın diye.

Spora gidemediğimden şikayet halinde olduğumdan sürekli, geçenlerde gidip STEPBOARD aldım. İşin garibi konuyla ilgili çok umutlu olmamama rağmen evde kullanmaya bile başladım. Her akşam olmadı gün aşırı evde en az 40 dk. hoplayıp zıplıyorum. Dahası baya da ter atıyorum.

Ama şu hafta sonu pisboğazlığını bırakmazsam bir gram kilo veremeyeceğim. Psikolojim de günden güne bozuluyor. Derdim kilo vermekten öte rahat nefes alabilmek. Boğuluyorum.... Sıcak, yağlarım, kilolarım, vücudum artık bi beden büyük geliyor ve sanki nefes alamıyorum.

İRADE denen mefhumla hergün kavga ediyorum. Eve yiyecek bişey almamaya karar verdim. Bakalım zorunda kalınca nolcak?

29 Nisan 2009 Çarşamba

DÇ. DR. CAHİDE TOPSAKAL


Doç. Dr. Cahide Topsakal 12.12.1959 da Trabzon Akçaabat da doğdu. Bursa Anadolu Lisesi’ni 1978’de bitirdi. Çapa Tıp Fakültesi’nden 1985 de mezun oldu. İki yıl mecburi hizmetten sonra Taksim Devlet Hastanesi’nden 1994 de beyin cerrahisi ihitisası aldı. Tez konusu omurga instrumantasyonu (platin takma) üzerine olup halen ağırlıklı olarak bu konuda çalışmaktadır. Bir süre serbest çalıştıktan sonra Mayıs 1997’de Fırat Universitesi Tıp Merkezi Beyin Cerrahisi Bölümü’ne yardımcı doçent olarak girdi. Dört ay sonra anabilim dalı başkanlığı kendisine verildi. Sekiz yıl boyunca orada bir çok bilimsel çalışmaya imza attı ve yurt içi ve yurt dışı önemli dergilerde makaleleri yayınladı. EANS (Avrupa Beyin Cerrahisi Derneği) nin 4 yıllık kurslarına katılarak buradan o tarihte sertifika alabilmiş az sayıdaki beyin cerrahının arasında yer aldı (1996). Yurt dışı ve yurt içi sayısız kursları bitirdi. Pek çok konuşma ve oturum başkanlığı yürüttü. Üniversitede pek çok asistan yetiştirdi. 1999-2000 yıllarında 1.5 yıl Arkansas Little Rock’da UAMS hastanesinde Prof Dr. Gazi Yaşargil ve kaide cerrahı Dr. AL-Mefty’nin kliniğinde araştırmacı olarak çalıştı. Yaptığı çalışma dünya çapında ödül (Amerikada AANS tarafından Mahaley ödülü) kazandı. Daha sonra 2004-2005 yılları arasında 1.5 yıl Arizona Phoenix BNI merkezinde ünlü Dr. Spetzler’in kliniğinde kaide cerrahisi üzerine kadavralarda araştırmalar yaptı. Çalışmalar hala devam etmektedir. 2004 Aralık’da Türkiyedeki doçentliğini alabilmiş 2. bayan beyin cerrahı oldu. 2005 Aralık’da İstanbul Cerrahi Hastanesi’nde bir yıla yakın çalıştıktan sonra ayrıldı. Halen kendi muayenehanesinde çalışmaktadır. Omurga ve özellikle “başarısız bel cerrahisi” olguları ağırlıklı olmak üzere hertürlü beyin-omurilik ve periferik sinir ameliyatlarını başarı ile yapmaktadır. Batın ameliyatlarında yapışıklığı engellemek için kullanılan Seprafilm maddesini beyin cerrahisi omurga ameliyatlarında yine yapışıklık önleyici olarak kullanıma sokan dünyadaki ilk kişidir.

Cahide Hanımın web sitesine buradan ulaşabilirsiniz. Boyun fıtığı, bel fıtığı, omurga ile ilgili birçok başarılı ameliyat Cahide Hanım tarafından yapılmakta...

20 Nisan 2009 Pazartesi

YİNE BİR HAFTASONU ETKİNLİĞİ



En sonunda bitirdim bu otantik hatunu, sıra yıkayıp ütüleyip çerçeveletmeye geldi sıra. Renk seçimini beğenmedim; şemayı hazırlayanlar hiç dikkat etmemişler sanırım, kahverenginin koyu tonu olarak haki yeşil kullanmışlar. Baya işledikten sonra farkettim. Başlamışken bırakmadım.


Canonun halısını da elim değdikçe yapıyorum. Ama bunun bitmesi 2 yıl daha alır sanırım. Öyle yavaş ilerliyorki. Bu arada bu işin adı LATCH HOOK muş. Onu öğrendim. Hatta etamin yerine sıva altı alçı filesi alınıp yapılırsa model de oluşturmak mümkün.



Bunlarda Canoya yaptığım yastıklar. Üç tane oldular. Elyafla doldurulup kullanılmaya hazır.

Güzel bir hafta sonu oldu sanırım. Yukarıdakilerin yanında evi temizledim, evdeki bütün perdeleri, tülleri yıkadım. Dünya kadar çamaşır yıkadım, kuruttum, ütüledim... Yoruldum... Bide ellerim her yanını yaraladım. Suyla uğraşırken yumuşayan ellerim her darbede bir miktar derisini kaybetti. Acıyooo...

06 Nisan 2009 Pazartesi

HAFTASONU...

Bi beladır gidiyo üzerimizde uzun zamandır. Geçen hafta sonu benim ailem trafik kazası geçirdi, bu haftasonu da Çaça’ nın abisi. “EMRE ABİ GEÇMİŞ OLSUN” Allahtan her iki kazada da maddi hasardan başka kaybımız olmadı. Böyle şeyler üst üste geldikçe insanın psikolojisi bozuluyor. Artık en ufak bi “ramak kala” olayında en kötü senaryoları yazmaya başlıyorum. Üstelik bu kaza olaylarının ikisinde de yer almadığım halde. İnsan en yakınlarının kaybını gözünün önüne getirince her şey çok acı gelmeye başlıyor birden. Allah hepimizi korusun kazadan beladan… Düşünmek istemiyorum artık böyle şeyleri.

İki haftalık moral bozukluğunun ardından bu hafta kendime gelmeye karar verdim. Erken kalktım, evi bi güzel temizledim, hafta içi yenecek yemekleri hazırladım. Hatta geçenlerde büyük zevkle boyadığım kumaşların kenarlarına şerit dikip yastık haline getirmeye başladım. Dikiş makinem sürekli alta iplik toplayıp düğüm yapmaya başlayınca pes ettim. Boyamak dikmekten daha zevkliydi.



Bide alt yarısını 2 ay önce bitirip bıraktığım ve aylardır ellemediğim etamin tablomun 1/8 lik kısmını işledim.
Uzun zamandır ilk kez işyerini düşünmedim. Vaktimi kendime ayırdım. Yakında KPSS sınavlarına hazırlanmaya başlamam gerek. Gelecek ne kadar büyük bir muamma…

Bu arada "ŞEKER" kel oldu. Tüy dökümüne başladı ama dökülen tüylerin yerini hala yenisi almadı. Yeni yeni bazı bölgelerde tüy kılıfları beliriyor. Zavallıcık bu aralar çok üşüyor...

10 Mart 2009 Salı

PAMUK ŞEKERİM


Her haftasonu evi temizlemeden önce kuşumun yuvası temizliyorum. Yıkıyorum, kazıyorum, çamaşır suyuna yatırıyorum falan....
Bu hafta bi baktım ŞEKERin de yıkanmaya ihtiyacı var. Kuyruğu falan baya kirlenmişti. Tabi her 2 haftada bir yaptığımız banyo ritüelimiz imdadımıza yetişti. Tam bir keyif insanı benim kuşum. Banyosu bitince yaklaşık 2 saat kestirdi. Sonra ortam ısısına alışınca bıcır bıcır oyun oynamaya başladı...

05 Mart 2009 Perşembe

KAFAYI YEMEK ÜZEREYİM

Elimde ingilizceye çevirilmesi gereken onlarca dosya ve bunu yapmak için çok az zaman var. İyiden iyiye bunalmaya başladım. Çığlık atmak istiyorum. AAAAAAAAAAAA!!!

KAYIP KISS ARANIYOWW


Çok uzun zamandır blogumla ilgilenemedim. Bu demek oluyor ki çok uzun zamandır sevdiğim birşey yapamadım. Hani yapsam zaten yayınlardım. Bu aralar da pek mümkün görünmüyor. Canım annem bi ara bir haftalığına yanıma gelecek. Hedef o zaman güzel şeyler yapmak ve yaptıkça yayınlamak...

05 Ocak 2009 Pazartesi

BKM MUTFAK

Mutlaka izleyin derim. Ben çok güldüm bu skece...

02 Ocak 2009 Cuma

YENİ YIL ETKİNLİKLERİ

31 Aralık benim için kötü geçen bir gündü. İş çıkışı hemen eve gittim. Yemek yedikten sonra uzanıp TV seyretmekti amacım. İstediğim filmleri bulamamıştım çünkü her zaman VCD aldığım dükkanda. TV seyrederken dalmışım.

Bir ara telefon çaldı. Baktım yengem. Biraz konuştuktan sonra telefonu kapattım. Bir anda neye uğradığımı şaşırdım. O ne iğrenç bir mide bulantısıydı. Ayağa kalkmamla kusmam bir oldu. Çok kötüydü yani. Sonrasında nihayet uyuyakalmışım.

Perşembe zevkli bi gündü doğrusu. Rengini beğenmediğim sandalyemin minder kılıfını değiştirdim. Poşetlerimi saklamak için bir poşet torbası yaptım. Gözüme şirin geldi doğrusu...



31 Aralık 2008 Çarşamba

İKİ SIFIR SIFIR DOKUZ HAZIRIZ BEKLİYORUZZZ


Bu akşamda bütün yıl olduğu gibi tek başımayım. Üstelik keyifsizim de... İşlerden çok bunaldım. Eve iş götürmek istemiyorum. Kendime söz verdim en azından 2008-2009 geçiş dönmeinde sonraki yılı tehlikeye atacak bir şey yapmamalıyım. (Hani derler ya yeni yıla nasıl girersen öyle devam eder diye...)

Akşama yapacak bir şey yok boş oturmak da istemiyorum. En iyisi geçen gün alıp beğenmediğim çilekli mısır gevreğinin çileklerini ayıklamak:)

HERKESE İYİ YILLAR diliyorum. Öptüm hepinizi şekerlerrr

21 Kasım 2008 Cuma

BANKACILIK:)

New York Times' da yayınlanan , bir müşterinin bankasına yazdığı mektup

Sayın Banka Yetkilisi,
Ben 86 yaşında bankanızda hesabı olan bir müşterinizim.
Geçen gün, tesisatçıma 100 dolar'lık bir çek yazdım.
Bu çeki kendisi her nasılsa 3 nanosaniyede bankanıza iletmiş olmalı ki, bankanızda değerlendirdiğim fonlardan bu miktar kadarını bozduramadan hesabımdan karşılığı alınmış.
Tabii ki hesabımda o an için para olmadığından 30 dolar da faiz ve ceza alınmış. Oysa fonlarımda 1.000.000 dolar vardı.
Bu durumu şikayet etmek istediğimde, bankanız telefonunda kişiliksiz, terbiyesiz, banda kaydedilmiş ve yüzsüz bir hanım sesiyle yarım saate yakın boğuştum.
Arada müzikler dinledim ve 28 kere değişik tuşlara basmak zorunda kaldım. Ama kimseye ulaşamadım.
Bildiğiniz gibi her ay binlerce dolarlık faturalarım, mortgage kesintilerim, kredi kartı ödemelerim var.
Bunların hepsinin hesabımdan yapılan otomatik ödemelerini şu andan itibaren İPTAL ediyorum.
Bundan böyle, sizden etten kemikten yapılmış dediğimi anlayan ve ingilizce bilen bir müşteri temsilcisi istiyorum.
Anlayışla karşılarsınız ki, karşınızdakine en iyi iltifat, onu taklit etmektir.
Ben de sizin gibi yapacağım.
Müşteri temsilciniz her ödeme için beni arayacak, ve 28 haneden az olmayan benim vereceğim bir şifreyi tuşlayacak.
Sonra da, eğer 1 tuşlarsa benden randevu alacak, 2 tuşlarsa bir ödeme ile ilgili mesaj bırakabilecek, 3 tuşlarsa oturma odama bağlanacak, oradaysam cevap vereceğim, 4 tuşlarsa ve uyumuyorsam yatak odama bağlanacak ve benimle görüşebilecek, 5 tuşlarsa tuvalete, 6 tuşlarsa cep telefonuma ulaşacak, 7 tuşlarsa bilgisayarıma bir mesaj bırakabilecek. 8'e tuşlarsa bunları yeniden dinleyebilir.
Arada beklemeler olursa, size söz, elimdeki eski plaklardan ve gramofonumdan güzel bir müzik parçası da dinleteceğim ona.
Yalnız sizden ricam, bu işlemler için seçeceğiniz personelinizin kimlik bilgisini, anne kızlık soyadını, noterden alınmış imza sirkülerini ve tapuları dahil mali bilgilerini bana iletmeniz.
Bir de sizin gibi bir sözleşme hazırladım. 8 sayfa. Sizinki 42 sayfaydı, ben insaflı davrandım. Bu sözleşmeyi de bana atayacağınız müşteri temsilcisi, bankanız şube müdürü ve bankanız yönetim kurulunun imzalaması ve bana iadeli taahhütlü göndermesi.
Bu sözleşme elime geçtikten sonra müşteri temsilcinize kendi belirleyeceğim 28 haneli şifreyi göndereceğim. Bu şifre de her ay değişecek pek tabii ki.
Özür dileyerek bu sözleşme ve işlemler için sizden masraf olarak her ay 20 dolar da talep edeceğim.
İşbu şartları yerine getirememe durumunuz varsa, lütfen 1.000.000 dolarımı nakit olarak hazırlayın, yarın alıvereyim.
Size hayırlı işler diler, en kısa zamanda bana ulaşmanızı rica ederim.
Saygılarımla,
Müşteriniz...

18 Kasım 2008 Salı

DIGISCRAP DENEMELERİ...






Ben sevdim bakalım siz beğenecekmisiniz? Craftwoman sağolsun, sayesinde zevkli bi uğraş daha bulmuş oldum. Hem bu işle uğraşırken kazara Photoshopta da yeni şeyler öğrenmiş oldum, aklıma yeni fikirler geldi.

11 Kasım 2008 Salı

SCRAPBOOKING


Bu aralar scrapbooking olayına merak sardım. Bu olayın hem kağıt, kumaş vs. ile yapılanı var hemde dijital olarak yapılanı. Evdeki kağıdı, kumaşı, kurdelayı kullanarak çok güzel bi kart hazırlasam sonra sevdiklerime versem nolacak? Ya çöpe gidecek, ya da en iyi ihtimalle sakladıklarını düşünüp atacaklar bi köşeye ta ki alakasız bir zamanda ortaya çıkana kadar. Bende dijital olsun tam olsun dedim. En azından bloga resimleri yüklerken biraz içim açılır. İşte örneği. Yukarıdaki hazır bir scrapbooking temasına orijinal resim eklenerek yapıldı. Bundan sonra hedefim temayı da kendim hazırlamak...

Bu arada Ayşegüle yaptığım yastığın üç delisinden biri bitti. Winnie ve Pigglet işlenmek üzere beni bekliyorlar. Bu bikaç gün içinde bitti bitti yoksa haftaya elime almam bile mümkün değil. ISO denetimimiz var hem iç denetim, hemde asıl ara denetim. Bayrama kadar telaşlıyız yani:)

10 Kasım 2008 Pazartesi

CADI KUŞUM




Benim bitanem olur kendileri. Eski vahşiliği kalmadı. Sebastian bu kuşa bari iyi bak ölürse öldürürüm seni!

03 Kasım 2008 Pazartesi

SONUNDA BİTTİ




Nihayet Semacım için başladığım yastık işlemesi bitti. Halamın ellerinden öpüyo yastığa dönüşmek için. Hem elimde uygun kumaşım yok hem de dikmeyi beceremezsem o kadar emek boşa gitsin istemedim. O yüzden dikmek için çok zorlamadım.

Ya bi de ben aşkımı çok özledim yine... Adi; kendine kuş almış,kuş hem mavi beyamış, bide renginin güzelliği yetmezmiş gibi gelip elinden yem yiyomuş. Gıcık oldum kuşa da aşkıma da. Benim yeni aldığım sarı kuş da tam bir yabani, bırak elimden yemlenmeyi elimi yaklaştırmamla kendini kafesin duvarlarına atıyo. Manyak, vahşi nolcak... Sipsim öylemiydi rahmetli.